Rastgele çalan bir şarkıdan tokat yemek

Evet aynen başlıkta yazıldığı gibi, bazen müzik dinlerken (daha önceden dinlediğiniz ya da yeni keşfettiğiniz) sözlere takılırsınız. Bugün ben de bu durumu yaşadım ve yaşadıklarımı buraya not almak istedim.

İş yerinde rutin bir gün gelip geçiyordu, her zamanki gibi kulaklığı takıp verilen işleri yapmaya başladım. Normalde yabancı müzik dinlerim ve aslında o anda ne çaldığının pek bir önemi yoktur benim için. Daha fazla konsantre olup, kendimi bulunduğum ortamdan yalıtmaktır niyetim. Spotify’ın keşfet özelliği ile kulağıma bir şarkı çalındı. Aslında şarkı demek yanlış olur sadece Kolera’nın Karantina Embryo (Remastered) albümün giriş müziği ve sözleri.

Derken kendimi bambaşka sitelerde buldum. Benlik nedir? Bulduğum bazı yorumları sizlerle paylaşma istiyorum;

İnsan genomunda yaklaşık 30.000 aktif gen bulunur. Her birinin en az 2 varyantı vardır. Genomun şifreleyebileceği genetik olarak farklı insan sayısı 2 üssü 30 bindir. (1’in arkasından gelen 10.000 tane sıfırlı sayıdır bu.) DNA’mızın izin verdiği farklı insan sayısı budur. Gelmiş geçmiş 100 milyar insan yaşamıştır. Bu da doğmuş olarak, genetik olan olası insanların toplama oranının, 0,0000…00001’den (arada 9.979 tane sıfır var.) daha az olduğunu gösterir. Bizler “şanslılar” olmaktayızdır. Sizin olmanızın olasılığı çok düşüktür, olmayışınız olasılığı çok yüksektir.

Genetik kimlik “Ben kimim?” “Ben ne demek?” “Benlik nedir?” gibi soruları çözmeye yeterli mi! Tek yumurta ikizi, bir zigotun bölünmesiyle oluşur. O zigot bölünmese ve bir kişi doğsa, o kişi ben mi yoksa ikizim mi olurdu!
Ben, Homo Sapiens türünün sadece bir örneği miyim? Bizlerin beynimizle kendimizi bir penguen, robot ya da melek gibi düşünebilmemiz ne anlama gelir. Ben’in ne olduğunu bilmesek de, bildiğimiz bir şey var “Ben varım” bu bir hakikattir.
Descartes’in “Düşünüyorum, öyleyse varım.” söylemi, Ben’in düşünen bilinçli bir özne olduğunu anlatır. Burada Ben, fiziksel beden dışı, farklı bir olgudur, bilinçli bir şeydir.

Ben’lik arayışımı içe yönelttiğimizi düşünelim. Ben’liği ararken, durmaksızın devam eden düşünce ve duygu akışıyla karşılaşırız. David Hume şöyle der: “Kendim dediğim şeye daha yakından girdiğimde, her zaman sıcak ya da soğuk, ışık ya da gölge, sevgi ya da nefret, acı ya da haz gibi belli bir algıya rastladım. Kendimi hiçbir zaman bir algı olmaksızın yakalayamadım, algıdan başka bir şey de gözlemleyemedim.”

Derek Parfit, Benliği, üyeleri zamanla değişebilecek, tümüyle dağılabilecek, başka bir isim altında yeniden bir araya gelebilecek bir kulübe benzetir. Daniel Dennett de, bağımsız olmayıp, bizi yaratan sosyal süreçlere benlik der.
Filozoflar benliğin iki kavramsal gerekliliği olduğunu söylerler. Bir, benlik her ne olursa olsun, bilincin öznesidir. Bu, yaşadığımız, gördüğümüz her şey aynı bilincin parçalarıdır, hepsi aynı benliğe aittir. İkinci gereklilikse, benliğin öz bilinçlilik yetisine sahip olmasıdır; kendi kendinin farkında olması, “benim-si” deneyimler yaşamasıdır. Burada, benlik, bilincin hem öznesi hem de nesnesi oluyor. Ben’e eğer göz dersek, göz kendisini göremez. Biz benliğimizi göremeyiz düşüncesi ortaya çıkar. Benliğin hem özne hem de nesne olması kavram kargaşası doğurur, bu yüzden bu düşünüm anlamsızlaşır.

Eğer Ben, bilinçte oluşuyorsa, hafızam silinirse ne olur?
Beynimizin eksiksiz kopyası, klonlanmış bir bedene yerleştirilirse ne olur?
Beynimiz her seferinde başka bir beyinden 100 hücre ile değiş-tokuş edilse, bizim benliğimiz %50’den sonra mı %100 değiş-tokuşta mı kaybolur?
Bu soruların cevabı bizi Ben’in çok da önemli bir şey olmadığı sonucuna götürür.

Ben’liğin açıklaması şu an için, psikolojide ve fiziksel bilimde açıklanamamıştır. Belki de Ben’in var olup olmadığı bile belli değildir. Buda’nın dediği üzere: “Benlik, bir unsurlar kümesine verilmiş bir isimden ibarettir.”

Bir diğer görüş, benin kendi kendisini yaratmasıyla diğer her gerçekliği de yaratmasıdır. Hegel, Sartre vb. bunu savunur. Wittgenstein, Tractatus’da “Dünya benim dünyamdır, ben kendi dünyamım” derken bunu savunuyordu. Bu şekilde, Solipsist tarzda düşünen, tek gerçek benim, der.

Bunları okuduktan sonra başka sitelere , ordan başka sitelere derken daha fazla kaybolmamak için kuaklığı çıkardım.

Bana bu sorunsalı yaşatan sözler de şu şekilde;

”Görüldüğü gibi hakikat, entellektüel bilinçle kavranılamaz.
Bu sır, çok kitap okuyarakta çözülemez.
Okudum bildim deme, çok taat kıldım deme.
Eri hakkı bilmezsen, bu boşuna emektir;
Er hakkı bilen kişidir.
Hakkı bilen kişi ise egosunu yenmiş yok etmiştir.
Sonsuz, hiçlik gerçeğini anlamak için ego ölmeli ve biz bir hiç olmalıyız.
Bir kalpte iki şey bir arada yaşamaz.
Ya o ya da ego için yer vardır.
Ve ego bizleri ancak acı ve göz yaşına boğarak gider.
Bu geride hiç bir şey kalmayıncaya kadar devam eden acı verici bir süreçtir.
Bu fena halidir.
Yok olmaktır.
Bu hal egonun hükmünü, kişinin benlik duygusunu tamamen kaldırır.
Fena içinde kişi bütün bütün yok olup gitmişken;
Allah, kendi varlığından ona yeni bir hayat verir.
Onu kendi boyası ile boyar.
Kişinin içinde ki ve dışındaki bütün vasıfları değiştirir.
Artık ölümün zaten alacağı, egoist benlik bırakılmış.
Mutlak benlik onun yerini almıştır.”

Bu konuları daha fazla araştırıp daha fazla yorum yapmak istiyorum. Şimdilik bu kadar..

Related Posts

Magnolia CMS Kurulumu

MI BOX 3 WIFI SORUNU ve ÇÖZÜMÜ

Köln

Bir Cevap Yazın